|
|
 |
« :» |
|
Olaylardan dolayı seyirci yoktu. “Yumruğumuzu vurursak ne MHK kalır, ne de Federasyon” diyen cezalı Beşiktaş Başkanı Demirören ve yöneticileri de yoktu. Mel’un bir hastalığa yakalanan Canaydın da yoktu, futbol da yoktu. İki takım da oyunu maksimum elli metrede oynadı. Yaratıcılıktan uzaktı, yalnız Galatasaray biraz daha farklıydı. Çünkü onlar ilk toplara bastılar, Beşiktaşlılar bekleme futbolu oynadılar. Stoperler Gökhan ve İbrahim’in geriye yaslanması, takımı orta sahaya çıkarmaması Siyah-Beyazlılar’ı eski günlerdeki gibi gösterdi. 3. bölgede Nobre ile Bobo çaresizce bekledi. Ve maalesef kötü maçın sonucunu yine hakem kararları belirledi. Galatasaray, ilk golünü auta çıkan topun korner olmasıyla kazandı. Gerçi o pozisyonda kaleci Hakan topu tutmalı veya uzağa vurmalıydı, ama karar hatalıydı. Penaltı ise yüzde 100 yanlıştı, Toraman topu Arda’nın önünden kapmıştı. Kalli’nin kumarına rağmen Galatasaray kazandı.
Hakan Can
Dereli'ye ne demeli? - Metin Tükenmez
Türk futbol tarihinin seyircisiz oynanan ilk derbisinin en güzel yanı her iki takımın da, başkan Özhan Canaydın’a geçmiş olsun dileklerini, birer pankart aracılığıyla ileten insanca davranışlarıydı. Ben de, futbolumuzun her zaman ihtiyacı olacak beyefendi başkana acil şifalar dilerim. Derbinin güzelliklerinden başladım öylece devam edeyim. Beşiktaş’ın oynadığı futbola baktığımızda Tello’nun attığı gol kadar bir güzelliğin ortaya çıkacağını düşünmüyordum. Ama orta alanda kısır, savunmada tedirgin oynayan Beşiktaş, Serdar Özkan çabukluk ve kıvraklığı ile çok güzel bir atak geliştirdi, bu atağın sonuna Tello’nun müthiş vuruş tekniğinin eklenmesi nefis bir görüntü çıkarttı ortaya. Orta alan boğuşmasının içerisinde Linderoth’un tertemiz futbolunu izledik. Galatasaray’ı ataklara çıkartan basit ama etkili paslar, top Beşiktaş’a geçtiği zaman ise rakibi karşılayan, top çalan bir modern oyun anlayışı... Beşiktaş’ın ön liberoda görevli Koray Avcı-Serdar Kurtuluş ikilisinden daha iyi oynadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Disiplin ve konsantrasyona yönelik davranışların takım ruhunu bozacağına ilişkin bir nedenle kadro dışı kalan Lincoln ve Hakan Şükür’ün görev yapmadığı derbide Galatasaray’ın beş genç oyuncuyla sahaya çıkması da maçın güzel yanıydı. Ertuğrul Sağlam, Diatta’dan sağ bek olmayacağını maçtan önce görmeliydi. Böylece bir oyuncu değişikliği hakkını daha sağlıklı kullanabilirdi. Beşiktaş’ın yediği ilk golde top Arda’dan çıkmıştı. Ama Selçuk Dereli köşe vuruşu kararı verdi ve gol oldu. Bu pozisyonda hakemin hata yapmasına bir şey demiyorum, ama kendisi çok daha yakınken pozisyona 50 metre uzaktaki yardımcısından yardım istemesi daha büyük hatadır. Penaltı pozisyonunda ise İbrahim Toraman’ın hareketi topa ve temizdi. Ama Arda’nın duvar pasında Beşiktaş tandeminin ağır kaldığının altını da çizmeliyim.
Dereli çomak sokunca... - Yemen Ekşioğlu
Maçtan önce Beşiktaşlılar avuçlarını okşuyordu, Lincoln ve Hakan Şükür yok diye... Tamam da sende ne vardı? Sadece koşuyorsun, mücadele ediyorsun, ustan yok, golcülerin yalnızları oynuyor... Korkunun ecele faydası yoktu. Sen sahaya 8 tane defans oyuncusunu sürüp, golcülerini yalnız bırakırsan olacağı bu... Bir takımın defansıyla orta saha ve forveti arasında bu kadar boşluk olursa, kazanman mucizelere bağlı... Beşiktaş’ın kanatları en önemli bölgesi. Öyle ise orayla oynamayacaksın. Sağ tarafta çok farklı özellikteki Diatta-Serdar Özkan ikilisi, maçın kilit bölgesiydi. 45. dakikada hoca bunu gördü, ancak dedik ya, top forvete gittiğinde duvara çarpmış gibi geri geliyordu. Güzelliklerle dolu bir başlangıç vardı. Özhan Başkan’a geçmiş olsun pankartı, Rüştü’nün Hakan Şükür ve Sabri’yle selamlaşması, Sağlam’ın Kalli’yle hasret gidermesi... Her şey dostça başlamıştı, dostça da bitecekti, ama Selçuk Dereli çomağını soktu. Olmayan bir korner, gelen topta da Hakan’ın hatası ardından yine Arda’nın aldatması, verilen penaltı zaten tatsız, tuzsuz, zevksiz giden maçta Galatasaray’ın ekmeğine yağ sürmüştü. Böyle maçlara hakemin yorum hatası yanında takdir hakkını da fazlasıyla Galatasaray lehine kullanması skorun bu şekilde tescilinin en önemli faktörüydü. Aslında dün çok güzel başlamıştı. PAF takımı, Florya’da 4 gol atmış, yıldız takım 16-0 gibi farklı bir skorla kazanmış, A Genç takımı Küçükköy’ü 6-1 yenmiş, akşama da herkesin beklentisi en azından alınacak bir puandı. Sessiz gece diyorum, ama Sami Yen’de dün bir 500’e yakın insan vardı. Bin 499 demiyorum, bin 500... Bunun neresi seyircisiz maç...
|